serin hakikat
Biz yüzme bilmiyoruz çünkü ya da sevmiyoruz. Oksijen tüpü de almadık yanımıza ki derinliğe dalalım. Bir kısmımız içinde bir kısmımız dışında kalmayı pek sevmiyoruz aslında ama genelde de o sularda yüzüyoruz, kader gibi bişi. Derin hakikatin suları boyumuzu geçmiyor genelde ama geçti mi hazırlıksız yakalanıyoruz, oksijen tüpümüz yok yanımızda. Ama hazırlıksız yakalanmaya hazırız.

www.laboratuar.org/vanti
“Aradığımız şey sıra dışı bir şey değil, en bilindik haliyle hakikat ama derin hakikat! Hakikatin derinliği değil, derin hakikat: gizlilik taşımayan, olduğu yerde derin duran hakikat, duran hakikat. Onu göstermeye, görünür olduğunu görünür kılmaya, su yüzünde olduğunu su yüzüne çıkarmaya, derisinden içeri bir derin olmadığını deşmeye çalışıyoruz. Derin hakikatin içindeki somutluğu, yüzeyselliği arıyoruz. Bazen bizzat kendisini çekip çıkarıyoruz, komple somut, yüzeysel bir şey çıkıyor; bazen içinden bir parça somutluk geliyor elimize, onu derin hakikatin koordinatı biliyoruz. Öylesine çekmiyoruz ama arıyoruz, bir nevi seçiyoruz ya da sıçıyoruz ama en nihayetinde çekiyoruz, geliyor, oyun gibi.
İşte bir çektik, vanti geldi elimize, tam emin değiliz komple bir derin hakikatin kendisi mi yoksa bir koordinatı mı! Bir de adam var tabi, aynı vanti gibi duruyor aslında, tek farkı düşünüyor, ama fark yaratamıyor zavallı, aciz, zavallı adam, aciz adam, adamcağız, o komple bir derin hakikat, eminiz, somut, yüzeysel, rutin. Adamla vanti arasındaki ilişkinin boyutunu da biliyoruz, düz bir çizgi.
Tam olarak ortaya çıkmış bir derin hakikat arama metodundan ya da motorundan bahsetmek mümkün olmasa da bazen tam ters yoldan giderek, yani en somut şeylerde, en rutin, en gelişmeyen, en döngüsüz, en pratik şeylerde de derin hakikati arayabiliyoruz. Derin hakikatin kendisinin döngüsüz ve sıradan bir somutluk olduğunu sanıyoruz. Ama bazen bir an tik tak geliyor ki hakikatin derinliği değil, onla işimiz yok, ama derin hakikatin derinliği çıkıyor karşımıza; derinliği olan derin hakikati görünce düşündüğümüzden daha az sıradan çıkan şeyler ürkütüyor o vakit bizi. Hemen o an 40 kere derin hakikat diyoruz üst üste ve daha 6 ya da 7’de anlamını kaybediyor derin hakikat ve derin bir nefes alıyoruz. Biz yüzme bilmiyoruz çünkü ya da sevmiyoruz. Oksijen tüpü de almadık yanımıza ki derinliğe dalalım. Bir kısmımız içinde bir kısmımız dışında kalmayı pek sevmiyoruz aslında ama genelde de o sularda yüzüyoruz, kader gibi bişi. Derin hakikatin suları boyumuzu geçmiyor genelde ama geçti mi hazırlıksız yakalanıyoruz, oksijen tüpümüz yok yanımızda. Ama hazırlıksız yakalanmaya hazırız.
Bu arayış içinde kullandığımız araçlar da önemli. Ne oldukları önemli değil. Derin hakikate hizmet ettiklerini biliyoruz, aradığımız rutin somutluğun derin hakikatine ya da derin hakikatin yüzeyselliğine bizi götürdüklerini ya da yaklaştırdıklarını, yola soktuklarını ya da baştan çıkardıklarını biliyoruz, hissediyoruz. Arayışlar birbirine giriyor, araçlar kendi hakikatlerinden çıkıp aradığımız derin hakikatin gerçekliğiyle işlemeye başlıyorlar, tek bir araca dönüşüyorlar, sahne desen sahne değil, film desen film değil, metin desen metin değil, hikaye desen hikaye değil, yarasa desen yarasa değil, desen desen desen değil, sen desen sen değil, ses desen seks değil. Daha üst toplamda, araçların kendi içinde bir olması gibi araç arayışı ile derin hakikat arayışı da bir oluyor, tek bir çalışmaya dönüyor tüm yaptıklarımız. Derin hakikat araçsallaşabilirken, aracın kendisi derin hakikatin kendisi olarak karşımıza çıkabiliyor, ikisi iki ayrı eylem değil tek bir eylem oluyor. Derin hakikatin genelde ismini koyamıyoruz. Bazen yoruma bile açık bir şey değil, aşk gibi.
Bir yandan da sürekli aşkı arıyoruz, o klişe olan aşkı, cesaretsizliğimizin kılıfını. Lafın gelişi arıyoruz aşkı, dostlar pazarda görsün, değer satıyoruz. Bir aşk kelimesi geçsin de ortam şenlensin, kendimizi bir şey sansınlar istiyoruz bazen, motivasyon da oluyor aşk kelimesi, o “ş” sesi. Ne de olsa öyle kuru kuru olmaz, ne de olsa biz derin hakikati pazarlamak da istiyoruz, ipliğini pazara çıkarmak ve satmak. Ama hakikaten işte bir aşk da ya da kelimesi de hep açılıyor, çok da kontrol edemiyoruz. Hâlbuki çok da somut bir şey yok ortada, ama sonra kapatıyoruz gözlerimizi hemen. Kli”şe sesi” geliyor. Karanlık. Karanlık. Karanlık.
Bu çalışmalar bir yandan da ya da her yandan da bir ar-ge çalışması, yani arınma-gerinme ya da araştırma-geliştirme ya da en güzeli arkaçıkma-gerçekaçma. Vanti bir ar-ge çalışması, öncesi ve sonrasıyla; tanık olacağınız şey, vanti hakikatinin sadece bir parçası belki de. Vanti bir derin ya da serin hakikat ya da koordinat olarak, dönmesi ya da dönmemesi önemli olmaksızın bir sonraki derin hakikat arayışı için de bir araç arayışı, ar-ge çalışması. Vanti bir dahaki arama çalışmalarında daha da hazırlıksız yakalanmaya daha da hazır olmamızı sağlayan bir araç. Vanti, bir oksijen tüpü. Ne de olsa suların derinliği değil ama oksijen tüpünün kendisi de bir derin hakikat, olduğu yerde duran, sıradan, rutin, dolan, boşalan. Vanti bir oksijen tüpü, onunla ilerde karşımıza çıkabilecek derinlikli bir derin hakikatin derinliğine dalabiliriz. Vanti, tüm bunlarla bir derin hakikat, basit, gündelik, rutin, somut, uzaylı, karanlık, normal, pratik, döngüsüz, zamansız, seksi, mekânsız ya da hapis, yarasa.
Tüm bu derin hakikatin yüzeyselliğinden ya da hazırlıksız yakalayan derin hakikatin de derinliğinden bahsederken Vanti’nin hikayesi ya da hikayesizliğinden de bahsettik aslında çok çok. Her şey bir yana “döner mi dönmez mi”den öte bir şey değil vantinin derin hakikati, dahası yok, tüm uzay bundan ibaret, ne olabilir ki zaten bir vantinin derin hakikati? Arada sabun köpüğü gibi geçen krallar, kadınlar, ipler, sesler, sinekler, tabureler, beyler, beyler, beyler, beyler… Onların Allah belasını versin. Tüm bu diğer şeylerin, hepsi hikâye, bir dünya laf, metin, hepsi hikâye, geride kalan ya da kalması gereken “döner mi dönmez mi” kadar bir derin hakikat.
Beyler, biraz da biziz belki ama siz değilsiniz, biz. İsmini koyalım bizin, Vanti’nin dar ekibi, Ali, Alper, Dogo, Eren… Ve bir de [laboratuar]. “Ne? Kim? İlk defa duydum!” Ve bir de kendini bilen diğerleri, bir de kendini bilmezler… Aciz adam belki de biraz da bize sesleniyor, bize konuşsun, konuşsun da eğlenelim, onu biraz aşağılayalım, duymazdan gelelim, sıkılalım, biraz da acıyalım istiyoruz. Sıkılalım istiyoruz ya da sık sık sıkılıyoruz. Biz değil siz. Ama nihayetinde çıldırıp yitmesin diye bol bol konuşsun istiyoruz cani adam, en azından bize sizle.
Bu arada derin hakikatin somutluğu, yüzeyselliği dediysek, sabun köpüğü demedik. O bir derin hakikat, bunu unutmayın, öyle ucube bişi, ürpertici, durağan, döngüsüz, ismini koymak öyle kolay olmayabilir. Bakmak öyle kolay olmayabilir, garip bişi, öyle hakikat gibi derinliğini gizlemeden, doğrudan derin hakikat, hele bir de derin hakikatin de derinliği varsa, bol bol nefes alın. Çok da kâle almayın!
Tüm bu yazı aslında siz hazırlıksız yakalanmayın ya da hazırlıksız yakalanmaya hazır olun diye. İçinde 40 kere, derin hakikat geçen bu yazıyı okuyun ve daha 6 ya da 7 de derin bir nefes alın diye, ayar yok, kader gibi bişi. Siz biz olmayın, kendinizi, sizliğinizi bilin, oturun oturduğunuz yerde ya da sıkıldıysanız çıkın gidin diye. Tutan mı var? Tutan mı var? Tutan mı var?”
kafakontrol