la merde 5 ki
June 30, 2007
eczacıbaşı sanat cıktı mertlik bozuldu
…
sacık
June 29, 2007
harizan da ölmek zor
…
ille de
June 28, 2007
“üZgünsen ey! çingene
neşeli bir türkü tuttur
pekİ ya neşeliysem?
aynı türküyü tutTur gene…”
acelem var dedim x’e
June 21, 2007
Acelem var dedim X’e. O zaman çabuk oyna dedi. Hadi hadi! Saat üç buçuktu. 4’de Şatoya girecektim. X yeneceğine emin emin yenildi bana. Mata geldik iyi mi dedi. X’le dalga geçe geçe zaman da geçiyordu ki fırladım.
Taksime çıktım. Kendimde hiç acele hissetmeme rağmen gördüğüm tanıdıklara sadece bir el selamı yollayıp yollanıyordum, acelem varmış gibi.
Vardı da aslında. İçeri girip de bir bayanın saatine ona sormaksızın baktığımda 4ü 5 geçen zamandı.
Kalabalıktı. Herkes sanki şatoya girmeye çalışıyor gibiydi ama herkes giremezdi, kapasite icabı. Hala karar verememiştim şatoya girsem mi girmesem mi, çok da gizemli hani? Niye bilmiyorum bileti satmayıp girdim şato’dan içeri. İçerde bir kafka sessiz gürültüsü yoktu. Bir gürültü vardı ama o da olsa olsa Türk gürültüsüydü. Garip! Grip! Grees!
Yerimi bulmaya hareketlendim. İnşallah sonradan kitabını okuyabilirim diyordum kendime okumayacağımı bile bile. Aslında kitabı okuyup da gidecektim filme. Başlamıştım da ama keyifsizlikten midir bilmem okumayı bıraktım. Ama Kafka da kendi kitabını okusa bitiremezdi eminim. Gerçi şato öncesi de davayı bitirmiştim yani bir de kafka sarmıştı ki beni.. Zaten hep kendimi kafkasal bir godot gibi hissetmişimdir; bir gün geleceğim.
Yerime oturduğumda reklamlar bitmiş perde kapanıyordu. Kapanan tabiki beyaz perde değil kırmızı ve gerçek bir perdeydi. İşin raconu buydu, kultur sanat tekel bayiince: Kapanıyor, açılıyor, film başlıyordu; başladı.
Haneke sadık kalmış şatoya ve Kafka’nın ruh arkadaşıymış. Etkilemişti beni doğrusu film festivali kitapçığında yazanlar: Kafka’nın ruh arkadaşı!
Ama Haneke ayrıntıları atlaya atlaya çekmişti filmi. Bunu da kitabın başını biliyordum ya ordan çıkardım. Fakat atlamadığı bölümlerde cidden Kafka’ya köpek gibi sadıktı, yorumsuz. İzledim izledim,bildiğim bölümler de bitmişti; Godot hala gelmemişti.
Darıldım.
Daraldım,sıkıldım ama filmde Kafka sıkılsıkışmışlığı iyi yansıtıldığı için değil ben ruhlu kafka sıkılmıştı yani ben.
Nefes alamadım!hıııı haa!
Bazen gelir bana böyle kapalı mekanlarda nefessizlik ve dışarı çıkarım. Klastromsu. Bana sorarsanız şiddetli çıkma isteğidir bu. İçerdeykense hııııhoo diye nefes çekerim içime. Bir çektim, bayağı da ilgi çektim doğrusu, utandım. Köşeme çekildim. Dayanamıyordum. Filmi de konusunu algılayıp hayallerimdeki versiyonuyla izlemeye çalışıyordum ama yetti çıkacağım, hava almam lazım. En köşede olmama rağmen sanki sinemanın merkezindeymişim gibi hissettim. Sanki sinemayı görüntüleseler kamera benim olduğum yerden çekerdi.
Sessiz gibi kalktım. Ağır çekim rüzgardım. Kamburca, insanları rahatsız etmekten öte onların çıktığımı görmemeleri kaygısıyla sinsice sinsileşmiştim. Orta koridora geldim. Kapıya ramak kalmıştı. Hıııhoo.. Tak! Işıklar yandı! Yakalandım eyvah, nasıl çıkardım daha film bitmeden di mi istanbul film festivalinden? Herkes bana bakıyor sandım. Katil bobolar! Linç etmeseler bari. Dondum, önüme bakıyordum. Hafifçe kafamı çevirdim insanlar bana mı yöneldiler diye? Ama niye yandı ışıklar? Bana! Kafamı çevirdim. Filmin hikayesi de bitmemişti hani ve ilk çıkan da ben değildim. İnsanlar kapıya bana doğru geliyorlardı vallahi. Dışarıda da şu bilet bulamayıp şatoya girememelerinden tutuşanlar vardı di mi! Bense girebildim hem de yarısında çıkıcam. Çift taraftan kuşattılar beni. Etrafınız sarıldı sesi tam gelmiodu bişi duymuyodum ama eminim biri diodur r leri bastırarak. İçeri dışarı, iki arada bir derede… Hıııhooo! Kafamı çevirdim.
Sonradan öğrendiğim bir şey: Kafka kendine yaraşır bir şekilde şatoyu bitirememiş ama film çat diye bitmiş işte kitabın bitemediği yerde o an, köpek aman ne dedim sadık haneke yüzünden kafka kitabı ama ben de filmi, bitirememiştik.
Tam kapıdan çıkacaktım ki birden kapı açıldı. Bay K içeri girdi. Godot nerde lan? dedim. Yok yok, demedim.
2000
la merde 4 ki
June 20, 2007
mertliğin kendisi çıktı mertlik bozuldu
…
terane
June 19, 2007
Hayatıma giren insanların haddi hesabı. Yok. Yok yok var. Elde var. Önce elde var. Bir. İki. Üç. Sıfır. 0. Elde var sıfır. O da birşey. O ile 0 ne kadar benzio birbirine dimi hep hissedilir. Hatta O yerine 0 koysak yanlışlıkla değiştirmeye gerek bile yok gibi di mi. Bu cumlede bile hangisi 0 hangisi O di mi? burdan cok felsefe taşı denizde sektirilir ama neyse elde var o. 0 da bir şey. Temizlik bi kere. Temizlik amandan gelir. Aman be yeter oooff dersin gelir. Hesab temizlenir. I had 0.![]()
1 had 0. farkettiniz I da 1 e benzio. Ama o kadar da diil. Hadini bil lan(asıl l benzio 1e 1an ama o ayrı bişi)! I had have but how 1 have had? Have nihayetinde hesaptır da. Ya had? Hesabı mı sıfırladık?
Had nedir had? Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği. Haddi ordan! Had sınır mıdır? Özdürlük dediğin diğerininnin özdürlülüğünün basladıgı yerde falan die biten bi ızgaralık cızbız lafsöz bişi vardı üfürüklü rüzgar yapcan ki sözler aman közler alevlensin. Had ızgaralık tavuk kanat mıdır? Yok insan kanat. Had insan kanaat mıdır? İnsan kanaatlarıyla uçar. 0ff ne üfürdüm verdim rüzgarı da. Kanaat getir ordan aza. İşte kanaatı kesip ızgaraya attın mı bi de güzel sos işte al sana haddi bil-diri-1-en insan evet diri diri. Had kebabı. Hesap s0s mudur?
itiraffediyorum 4 ki
June 18, 2007
ugur dundar bizim mahallenin fırınını basmıştı
…
la merde 3 ki
June 17, 2007
multi öneklendi mertlik bozuldu
…
la merde 2 ki
June 17, 2007
installasyon icad oldu mertlik bozuldu
…
la merde 1 ki
June 17, 2007
wireless cıktı mertlik bozuldu
…
itiraffediyorum 3 ki
June 17, 2007
istANbulu hiç sevemedim KARA gibi
…
deneme 7 ki
June 9, 2007
sesim denemem birkim wordum presim noktam kom
ritm
June 8, 2007
kuşlar ne kadar hızlı
bulutlar ne kadar yavaş
…
masum
June 6, 2007
maşallah diyelim once hepberaber.
mahrum mahremiyet falan fıstıktan öte bizim evde bi masum var hayata tümden bakışımı değiştirio. bazen guvercin yavrusu bazen kedicik bazen kurbağa yavrusu(uyurken bacaklar kollar açık tam kurbağa:) 3 ay yaşında beyaz gelincik. yeğenim. ama yok bole bi masumiyet. insan kendinden utanıyo. tombiş yanaklarında ambargo var. herkesin öpmeyi geçtim ısırası gelio. böylece bedeni üstüne ilk yasağı geldi. öpmek yassak kızarıo. ama herkesin gizlice öptüüne eminim. hala kızarıo cunku (bi de kendimden biliom
)
masum masumiiyetin neresi? hakkaten kendisinin ta kendisi ya. bi de gülümsemesi var ki yok bole bişi. muhabbeti acaip sevio. biri gelsin konussun hep onla. onun da konusamadan miyavlaması vraklaması cikcikleri. ben hayatımın ciddi bi bölümünü hiç de pişman olmadan bi masuma ayırabilirim annadım yani.
bi de kokusu bi de kokusu. cennet derler.
gene maşallah diyelim hepberaber. korkuom lan hakkaten nazar deycek die. de de.
deneme 6 ki
June 4, 2007
Mahrum
Mahremiyetin neresi? Kendisinin ta kendisi
“mahrum mahremiyetin neresi
kendisinin ta kendisi”
Yüzü karanlık olan kim anlamadım. Nerde?
Aşağıda koca bir dünya yaşıyor ama hiç bir ifade yok.
- hamile mi? Bu kadın
Nasıl da bedenler var? Direkt sorarsam, yüzünün arkasında yüz mü var? Ya da yüz var mı? Çirkin! Tüm bedenin çıplak olsa dahi yüzünü göremezsem senin nasıl da derin mahremiyet bu? Aşağıdaki dik duruşlu koca dünya! Manası yok, çok!
“tüm bedenin çıplak olsa dahi”
Asilliğin acizliği gibi. Bir yandan da dünyaya bişeyler çağırırsın.
“asilliğin acizliği gibi”
Kendine sakladığın birşeyler var sanki de, birşey birşey yani küçük birşey ama mahremiyet nasıl birşey? Özgürlüğün neresinde? Özgür hür bir mahremlik var mıdır? Bana yoktur gibi geliyor. Kendine karşı kendine kendinden de herkese karanlık! Kendi kendine dünyayı dar edersin. Çıkmaz sokakların mı var? Çık! Çiçek!
- biri mi var elinde tuttuğu?
“birşey birşey yani küçük bişey
ama mahremiyet nasıl birşey
çıkmaz sokakların mı var
çık!çiçek!
biri mi var elinde tuttuğu”
Bedeni bir yüz olarak alırsak; yüzü görünmeyen bir beden, gözleri kapalı bir yüz gibi.
- takılarınız çok da şık bu arada hammfendi
- öyle mi? Merci!
Yüzün mü karanlık gerçekten yoksa ruhu karanlıklar mı var, yüzünü kara yapan?
“bedeni yüzü gözleri”
Mahremiyet diyorum çoğu zaman çekicidir ama mahremiyet mahrumiyet getirir, her zaman. Bir sular akıp gider, sen yoksundursun. Yok su durmasın.
- “…nerde
Sen, yoksun
Ben senden yoksun…”
“bir sular akıp gider
sen yoksundursun
yok su durmasın”
Sonuç olarak, herşeye rağmen ben bu kadının yüzünü inanılmaz görmek isterdim. Mahremiyeti beni de çekti. Ama yaklaştırmıyor. Hem çekici, hem yaklaştırmıyor. Tam da bu! Sevişmek isterdim olsaydı.
“sevişmek isterdim olsaydı”
mahrum mahremiyetin neresi
kendisinin ta kendisi
tüm bedenin çıplak olsa dahi
asilliğin acizliği gibi
birşey birşey yani küçük bişey
ama mahremiyet nasıl birşey
çıkmaz sokakların mı var
çık!çiçek!
biri mi var elinde tuttuğu
bedeni yüzü gözleri
bir sular akıp gider
sen yoksundursun
yok su durmasın
sevişmek isterdim olsaydı
2004