Y.B.A. 5 ki
July 31, 2008
“bir kadına bakarsın
bi görürsün göğüsleri kocaman”
Yeni Bişi
insan
July 31, 2008
in-san: bildigin insan. insan ol.
insaf
July 31, 2008
in-saf: insanlık safı.
Y.B.A. 4 ki
July 29, 2008
“GEce bi dışarı çıkıyosun
İn cin top oynuyor”
Yeni Bişi
d-işim
July 26, 2008
bakın. insan değişir. insan nasıl değişir? iki şekilde bir. iki şekilde. bir. 1. kendisi bizzat değişir. iki. 2. mesela siz değişmediniz ama başkaları değişiyor, o zaman sizin parametrelerinizi ona göre ayarladığınız bir başkası değiştiğinde sizin de parametrelerinizin değişmesi gerekir mi. gerekir. işte o zaman siz de değişirsiniz. bu bir ile iki demek ki birbirinden kopuk değil. mesela 1 gerçekleşti mi demek ki 2 de gerçekleşmek zorunda. aslında giriş konum şu. 1 gerçekleşip 2 gerçekleşmediğinde, yani 2 onu eski parametrelerde direttiğinde işte 1 in değişimini bizzat engellemiş olmakta. 1 ya 2 den kopmak zorunda bir daha görüşmemek zorunda kalıyor ya da 1 değişimini tamamlayamıyor: demem o ki eğer bir değişim varsa bu iki şekilde bir değişimi, 1 ve 2 yi, içerir, bir değişim.
sen benim kotu ozelliklerimi sayıyorsun. yok agresif, yok vahşi, yok ukala. onları sonra değiştirmeye kalktığımda oyle bir taglemişsinki kafanda, ben oyle varolmak zorundayım, ve ben artık agresif ukala falan değilsem bile bana öyleymisim gibi davranıyosun. bu durumda, sen değilmiydin hani sevmeyen bu ozellikleri, sen değişmeme bizzat engel olmuş oluyosun. cunku asıl senin değişmen lazım. karsında başkasının olduğunu kavraman lazım. işte değişime açık değilsin ve beni değişmeye zorlayamazsın. bu durumda senin özelliğin sırf saydırmak ve beni böyle kabul etmek oluyor. fakat böyle kabul etmek kavramı böyle birşey değil. böyle kabul etmek özellikleri kötü değil ona özgü saymak, rahatsız olmamak. rahatsızsan ya hepberaber değişicez, ya da bu rahatsız olma durumu bizzat senin özelliğin. benim ukala olmam falan değil sendeki problem, senin benden rahatsız olmaya alışmış olman ve bunun bizzat özelliğin olması. evet ben bu özelliğinden rahatsızım ve değişmek istersen (1 oluyosun) ben de senin bu özelliğinin değiştiğini görmeye hazırım (2 oluyorum) değişmeye hazırım. bak mesela sen 1 i gerçekleştirirsen, ben 2 oluyorum ama deminki paragraf başındaki benim 1 olduğum örnekteki değişim de gerçekleşmiş oluyor. düşünün, ben kendimi değiştiriyorum(1), ama karşımdaki beni kendinde değiştirmiyor(2 ama gerçekleşemeyen 2, ve bu iki onun 1 i oluyor) bu gerçekleştirememe rahatsız olma durumunu değiştirmeye başlıyor(1) ve ben de ona istinaden uyuyorum (2) ama madem o artık rahatsız olmayabilir ve değişimime açık en baştaki değişim sürecim tamamlanabilir artık(1) ve o da artık değişimimi kabul edebilir (2). demem o ki bir değişim 1ve 2 ile de bitmeyebilir, 1ler ve 2ler içerebilir, bir değişim.
annem bunları okusa ne derdi?simit sarısarayı.
Y.B.A. 3 ki
July 21, 2008
“Rüyanda hiç tanımadığın bir kadını görüyorsun,
sabah,
onu aramaya başlıyorsun”
Yeni Bişi
Yeni Bişi’den Aforizmalar 2 ki
July 20, 2008
“Biraz naz yapim diyosun,
hop çözülüyo karşındaki,
bambaşka bir insan çıkıyo karşına”
Yeni Bişi
Yeni Bişi’den Aforizmalar 1 ki
July 18, 2008
“TV karşısında bir küfürbaz dişlerini gıcırdatıyor
Oturduğu yerden
Hep daha yeni
Hep daha yeni bir küfür arıyor.”
Yeni Bişi
hızır
July 17, 2008
2007. “inkar özgürlüğün vazgeçilmezidir. inkar edeceksin. özgür insan inkar etmeyi bilecektir. doğru dürüst bir yaşam özgür olamaz ki inkar edemeyen. yok be canım diyeceksin olur mu ole şey. mesela sor bana şimdi? yok be canım olur mu öyle şey, insan hem doğru dürüst hem de özgür bir hayata sahip olabilir. yok oyle bişey kim demiş onu gel bakim yamacıma hanimiş oy oy oy bi bıdık ver bakim aman aman.
böyle cümleler yazıyordum bir zamanlar. ta ki dün yalnızlığım tavana vurana kadar.
ta ki
dünya’lnızlığım
tavana vurana kadar
bir iki temel çalmalar
o başı bu başı mı
koca yalnız yıllarımın hissi
kimse aramamıştı. telefonum zaten uzunca zamandır bir iki temel çalmalar haricinde çalmıyordu. dün de özel olarak çalmasını beklemiyordum. ama yine de insanda, acaba yıllardır beklediğim o başı bu başı mı koca yalnız yıllarımın hissi nasıl da oluşuyorsa işte tıpkı hiç çıkmayacağını bile bile her yıl alınan piyango biletleri gibi. bir gün de olsa bir heyecan, bir umut. o da pembe. asla kumar değil. yılbaşı gecesiydi. işte ben de yıllardan beri mecazi olarak adeta bu piyango biletinden alıyordum bu gecelerde. birinin araması beni çağırmasıydı piyango. cep telefonları çıkınca iyice bir büyük ikramiye de yükselir olmuştu benim için. ah bir kişi arasa da dese ki napıyorsun bu gece gelsene lan manyak kuruyemiş çerez bira dese beraber kutlayalım dese, içimde öyle birikmiş herkesi coşturacak bir yılbaşı gecesi coşkusu, neşeye neşe katacak ve ilahi sen de şapşal ya da şaşkın dedittirecek sempatide bir kötüespri koleksiyonu-ki hiç kullanamadığım seneye görüşürüz esprisi ilk bana aittir- ve de artık o yeni arkadaş toplantılarının ve yılbaşıların vazgeçilmez adamı olacak tüm jest mimik taviz tahammül yaklaşım ve candanlıklar birikmişti içimde. ama işte her yıl gibi bu yıl da amorti bile vurmadı. o kadar büyüktü ki yıllarlık yalnızlığım çevirmeli telefondan cep telefonuna kadar her telefonun çalışını beklemişti; eski parayla 25 milyondan yeni parayla 25 milyona kadar küçük büyük tüm büyük ikramiyeleri beklemişti. o kadar ki biz peyotelere takılırken daha dandadadanın albümü bile çıkmamıştı. öyle bi yalnızlıktı bizimkisi.
büyük ikramiye büyük olunca yıkım daha büyük olmakta. çok alışık olmam gerektiği halde yine de aynı hayalkıyıklığı ve hüzünkar taneleri üzerime yağdı. yılyıllanmış şarap gibiydim ama açılmayı bekleyen. sonsuza giden yolda acılar içinde değersizce değerleniyordum.
büyük ikramiye büyük olunca
aynı hayalkıyıklığı ve hüzünkar taneleri
yılyıllanmış şarap gibi açılmayı bekleyen
sonsuza giden yolda
değersizce değerlenen
postmodern dünya bireyi yalnız kılıyordu biliyordum. çünkü üniversitede sosyoloji dersleri almıştım. almasam bilebilir miydim? töbe haşa tabiki hayır. odamın penceresinin baktığı ıhlamur ağacı adeta panoptikon kulem gibiydi ve ben orada bir gözetleyenin olmasını öyle istiyordum ki (h)iç çekmeye başlamıştım. halbuki dünyamın sonunun geldiği 1 ocaklar için çeşitli önlemler almıştım. doğumgünü kutlama mail ve mesajı gönderen çeşitli site, banka vs. ye doğumgünümu 1.1 diye yazmıştım. ama neokapitalizme sövenler ömürlerinde yalnızlığın ne demek olduğunu bilmeyenlerdi ve beni, benim gibi nice postyapısı yapıyalnız olanları bir yılbaşı eğlencesine bile çağırmayan kommün yaşayan tüm diğerleri -arkadaşı olan herkes yani- bilmezlerdi ki bize sahip çıkan onlar değildi. en zor anımızda, yani en bükboyunlu günümüz olan yılbaşında, doğumgünümüzde ve de diğer gerek benzin gerek elbise ya da teknolojik alet ya da ne bileyim diğer bir ihtiyacımız olduğunda yanımızda olanlar, bu komünal rantlarının bozulmasını istemeyen benciller (ya da bizciller diyelim o arkaik katoliklere) değildi. işte bu site, şirket ve bankalardı bize, birbirini tanımayan ve biz olamayan yalnızyapa bizlere hal hatrımızı bi ihtiyacımız var mı diye soran hatırlayan hatırlatan.
postmodern dünyam
ıhlamur ağacı gibi panoptikon kulem
1.1 diye yazmıştım
postyapıyalnızlığım
kaşlarımın arasında asyayla avrupa
hoşgeldiniz vs gülegüle
alman yalnızlığım osmanlı yenilgim
türk mutluluğum
kimse aramıyordu. halbuki ben artık dayanamıyordum yalnızlığa ve bir defa daha yalnız bir yılbaşı geçirmeye. yalnız bir bir ocağa ocağa daha giremezdim. kekeliyordum artık. inanılmaz çiğ köfte yapardım mesela biri arasaydı ah. dalgalar geçerdik hepberaber. o gülüşmelerin saniye saniye görüntüsü nasıl da gözümün önünde hem de sessiz ve nostaljik ve görüntü herşeyi anlatır biçimde gözümün önünde. ağır çekimde çiğ köfteyi olmuş mu diye tavana fırlatmam, ama aslında olmuş mu diye değil de bu kro gelenekle dalga geçen batılı-modern(totoloji) insanlar için hiç bitmeyen bir espri olarak yapmamız bunu, bir doğulu şivesiyle de, ula maho bi de fiski aç bakam hele keranacı, falan demem.
kıllıydım evet ama bir o kadar da batılıydım halbuki. kaşlarımın arasındaki kıllar –ki hayatta aldırtmam- jeopolitik önemim gibiydi, asyayla avrupayı birleştiren boğaz köprüsü gibiydi. her iki tarafa da hoşgeldiniz ve gülegüle diyebiliyordu aynı anda. yeter ki gelen geçen olaydı kaşlarımın altındaki gözlerimin önünden. neyse bırakayım bu boş hayalleri. ben alman yalnızlığım yenildi diye yenilmiş sayılacak bir osmanlı yalnızı değilim. ben ki ne mutlu türk yalnızlığıyım, bu yılbaşı yalnızlığımı yeneceğim diyerek kriz halinde bağırarak dışarı çıkıverdim. pislikahmet taksimdi.
bir tacizci grubla turistlere gözümüzü döndürürdük ve diğer bir yılbaşına kadar o turistlere kotumuzun önünü sürttüğümüz, o dolma barnaklarımızla ancuklarını of kötlerini mıcıkladığımız anın görüntüleriyle yeni yılbaşuna kadar otzbir çekerdik. parayu denkleştürüp bi trans mrans denk getirdiğümüz zamanlarda otzbur çekmezdük. belki memlekete giderdik de yazın mıhtarın yeni doğmuş körpe sıpasını denk getirirdük olmadı gene eşeğinkini. grubumuzun adını sıkı dostlar ya da sıkı saplar ya da önümüze gelene bir dükme koyardık mesela. amca beraber kanca beraber oluridik. köydeki diğerlerine duristin dadını anlatırdık damağımızda. ben de sonradan gruba gatılan yeni deliğanlı gibi oluridim hem de başrolden yaanı, yani belki denhada neyin denk getirsek duristi ilk bana bırakacaklarıdı bu yüzyıllk yalnızlık dalihini. birbirimizin omuzuna kahkahayla yumruklar atarak gerek boyundan kaptığı gibi aşağı indirerek 7 erkek istiklali boylardık. birbiriimize pandik atmaca oynardık,elimizi pandik için uzattığımızdaki müthiş refleksimizle kıçımızı mıçımızı geri meri kaçırırdık. ya da parmağımızla öpücük yapardık bizim küçüklere. hepimizinki küçükdü bilirdik. ama hep gülerdik, hep eğlenirdik. başka ihtimalimiz olmazıdı. sikiklal kalabalığında fazla hacmimiz olmazdı belki ama ne farkederdi zaten yapışık şekilde yürümez miydik her zaman, sonra birbirimizin boynuna sarılırdık ve arada omza abanıp zıplayarak yürürdük. türk tipi sosyalleşirdik. bu kadar yalnızdım.
iş bu ihtimal bile, önceden kabarık favori ve de topsakal gibi bişi bırakmıştım. saçlarımı sırf arkadan uzatmıştım. bir ucu sivri kösele ayakkabı alıp bir inşaata girerek kirletmiştim ve de bir kot ceket almıştım, kot pantolumdan bi ton farklı bi mavi renkte ve bir de içime kapşonlu sivetşört. ama bi de gittim ki taksime kutlama mutlama yok ve o mahşer kalabalık yok. iptal. adeta bana özel mahşer günü hazırlanmş gibiydi. allahım neydi günahım diye bağırdım en tenör sesimle ve taksime konuşlanmış bir televizyon kanalının beni ve sesimi belki keşfetmesini bekleyerek. gidip kameraların arkasında duruyordum. tüm sıkı dostlar grubları gelirdi de kaynaşırdık gülüşme ve el sallamalarla. ellerimiz birbirine karışır ve belki çak yapardık. ama ordan uzaklaştırırken onları hadi beyler hadi diye beni uzaklaştırmıyorlardı. dolayısıyla onlarla ortak bi noktada da buluşamıyordum. hiç olmazsa beni de uzaklaştırsalardı ve diğerleri benim yanlızlığımı görüp, bu da bizden la, alak mı la şunu da aramıza, derlerdi. nası mutlu olurdum la? ama adeta ben yoktum. uzaklaştıran yoktu. yaklaşan yoktu. yok muydum?
nası mutlu olurdum
adeta yoktum ben
uzaklaşan yoktu yaklaşan
yoktu yok
muydum(?)
yeter de artık, artık dayanamazdım bu sondu artık. Yeni yıla girmeye son bir dakikaydı ve geri sayım başlamıştı. işte karşıdaki trafik lambasında da geriye sayıyordu. ordaki kırmızı adamın bile yeşil bi arkadaşı vardı. bense. daha fazla konuşmanın anlamı yok. herşey bitti. tak etti. hop etti. hiptonize gibiydim ölümün şık sesli parmağı uyandırabilirdi beni artık ancak. işte en sonunda bir arabanın önüne atlamaya karar verdim. yola yaklaştım, ölüme giden yolun ucundaydım, karşımdaki lambada geri sayım ilerliyordu, arabalar hızla turluyordu, kornalar ışıklar ve de herkes tek bir ağızdan geri sayıyordu yeni yıl için, bensiz olacak olan. onyedi, onaltı, onbeş…ölümümü bu kadar mı istiyordu herkes, bir bir kişi bile yok muydu arkadaş. hiç olmazsa nerdeydi diğer yalnızlar, belki onlar…yoksa aman allahım tek yalnız ben miydim? allahım! ramak kalmıştı. doğru aracı bekliyordum. o büyük yalnızlık anını yaşamaya kalmadan atlayacaktım ki o büyük yalnızlık anınını yaşamaya kalmayayım. sebebler ve sonuçların aynı olduğu andı yani, tam yola atlayacaktım ki ve o an bir ses geldi kulağıma, belki de ne zamandır konuşuyordu da benimle ben hiçbirşey duyamaz olmuştum. ölümün şık parmağı mıydı beni uyandıran? hayır, daha atlamamıştım. kimdi konuşan? kimse yoktu çevremde ama ses geliyordu. ne önemi vardı maddenin, ruhumdu perişan ama bana mı diyordu işte önemli olan buydu. evet bana diyordu çünkü kimse yoktu çevremde. sebebler ve sonuçlar gene aynıydı.
ölümün şık sesli parmağı
ruhumdu perişan
sebebler ve sonuçlar aynı
kimdi konuşan?
kimse yoktu çevremde
bana mı diyordu?
kimse yoktu çevremde
bir erkekti evet konuşuyordu benimle. Şizoya mı bağladım hayatımın son 10 saniyesi dedim. hayır evet biri konuşuyordu. lütfen bekleyiniz diyordu. lütfen bekleyiniz, lütfen bekleyiniz, lütfen bekleyiniz. ısrar ediyordu. yalvarıyordu adeta ses beklemem için. n’olur kanka olalım, beraber girelim yeni yıla diyordu adetâ. Allahım dedim. varsın dedim. this side up dedim. geri sayıyordu ses ve üç ve iki ve bir ve şimdi karşıya geçebilirsiniz dedi. şimdi karşıya geçebilirsiniz, şimdi karşıya geçebilirsiniz ve mucizevi bir şekilde tüm arabalar durmuştu ve ben karşıya geçerken ve bir mucize hem beni ölümden kurtarmıştı ve hem de yalnızlığımdan. karşıya geçtim. eve döndüm. “
demiş n hissi
G.B.A. 17 ki
July 16, 2008
“Hava sıcak diye sıcak bir insan olmuyorsun” Gibi Bişi
darbe günlükleri
July 11, 2008
” merhaba ben roberto suarez de marcio lincoln. tekmelik takmayı hiç sevmem. çünkü yiğidin sambacı, futbolun kum olduğu yerden geldim: brasilia, esta viva! tatillerde herkes gider mersine ben gider rio de jenerioya. sanırlar ki bodrum, antalya cennet. çok affetmek beni ama siz hiç kıvrak çikolata yediniz mi sahilde? o zaman konuşmayın lütfen size kıçızla güleriz chake bon bon!
bu türkler kafayı yemiş. boyle deyince bi de evet biz çılgınızdır diye lafı cheki bonbondan anlarlar. nası gerginler, nası hırslılar, her gun olay, her gun bi bisi. boyle deyince de evet sıcak bir akdeniz ülkesiyiz derler. lan putain, sıcağın ortasında, daha yeni bitmis lig, hemen yeni sezon hazırlıklarına baslanır mı, takılsanıza biraz, keyif cıkartsanıza biraz. ne keyifsiz bi millettir bu turkler. boyle deyince de calıskanlıklarıyle öğünürler, güven.
sen bırak cıvılım rioyu, bonbonları, eriyen cikolataları, güleryüzlü sambaları, sıcaktan pisik olmus “cılgın” turklerin arasına kampa gel. geldigimde bunlar kampın 8. gununde nasıl hırsla çalışıyorlar goreceksiniz. lna istediginiz kadar calısmak, benim got sallayarak, plajda ritm tutarak edindigim teknige ulasamazsınızki. calısın siz calısın diye gene gülen surat bir brasilialı olarak antremana ilk cıktıgımda, bu turkler cılgın gibi bana bakıolardı, kırmızı gormus turk gibi. bi tane kel var takımda, her turk takımında var bu modelden, bi tane de topsakallı oluyo. neyse kel geldi, bunlar sakayı laf sokarak, hınc cıkartarak yapıyolar. naber lan van damme dedi enseme vurarak, hani “firarda” filmi var ya, onu gonderme yapıyo hesapta, biz bresilialılar avrupada hep gulen surat olarak geziyosak iste hep bunlar yuzunden, ulan ne mallar deyi gulmeden durulmiki. sonra espri yapıyorum ayagına hic anlamadıgım bi hareketle arka adalemden çelme takıp dusurme mi beni. iste sevgili gunluk sezonun ilk darbesini boylece yemis bulundum. duser dusmez bi kıvranma, bi acı efekti cekmisim. adeta yattıgım yede acılı samba yapıyorum. suratım da bir aglama efektleri. dedim naaptın kel beni sakatlamak. zeki turk oyle degil boyle yakarlar adamı. kele bi sırça kaydı hoca. geldi başımı okşadı. şeşiktaşta baki vardı misal kel. noldu onu gondermişler galiba gunluk. üzüldüm. üzüldüm demişken, o kel gene bi nebze de, bi ibrahima üzülmez vardı derbide, darbe almıstım ya gunluk, derbide klübeden onu izler altima sicardim. noldu o da satilikmis, terlik merlik, fanatique diye bi gezte var oradan takip ediom. cok komik gnluk. ben gülmim kim gulsun. cok egleniom. bizim tekım alsa da her gun eglensem sunla. alsalar entremana da cıkarım sırf sunu saga sola yatırmak icin. hem de terlikle cıkarım ayagımdan da bi tene top alamaz. sonra bi vurur ayagıma yanlıslıkla oh yatarım 2 ay. bunu 10 yıl rioda plajda bıraksan gene de teknigi duzelmez, ibrahimo üzülmez.
neyse yarın mr cektiriciz. bi bok cıkmıcak. bugun yırttım ve bu gunluke basladım, yarın bisi cıkmıcak, ema diyicem agrı var falan, ik uc gun daha yatanzi. sonra da devam ederiz gunluk. las dieu bless you. nasıl olsa forma benim. calıssın cılgın turkler… “
otzbirci mahmut
July 1, 2008
merhaba ben mahmut
isim gucum budur benim
gokyuzune attırırım her sabah
kipir emi
July 1, 2008
Yine aynı muhabbet ama iyidir. Emir kipi. Bu şekilde terimi söyleyince hiç bir şey ifade etmiyor. Yabancılaştım. Endişeleniyorum. Bi noktaya dalmış haldeyim. Birden modern hatırlamış gibi yapayım. Ah size bişey ikram etmeyi unuttum. size ne ikram edebilirim. Neyse mevzu iyidir zaten. Emir kiplerini “iyidir” kullanalım diyorum. Abi sunu versen iyidir. Bagırmasan iyidir. Akbilleri elden ele uzatsak iyidir. Çalışsan iyidir, baban gibi eşek olmasan iyidir. Çalışsan iyidir baban gibi, eşek olmasan iyidir. İneklik etmesen iyidir taksi tutsan iyidir. Yani suyun dolu bardağı iyidir. Boş bardağı da iyidir.