çalar saat

January 6, 2009

Vapurda oturuyordum. Saat 8.10 vapurunda. Uzun zamandır ilk defa kılı kıçına yakalamamıştım vapuru. Çakma iskeleye girdiğimde henüz kapılar kapalıydı. Vapurda birazdan yer kaparak benimle oturacak olan insanlar vardı. Bir kadın, fransızdı sanırım, yine biniyordu vapura, her sabah olduğu gibi. Tabi ki aceleci tavrı yoktu, françızdı sanırım. Havalar iyiyken bir françez gibi bisikletle geliyordu. Bisikletle gelip vapura binen bir kadın, ne kadar da seksi, françeska sanırım.

Akbil sesleri sıklaşmıştı. O an simitçi birden melodisini ötmeye başladı. Kelimeler yıllarca söylemekten yıllanıp melodileşmişti. Artık anlamları yoktu, bu simit melodisiydi. Bunu duyunca simit aklımıza geliyordu. Tazçıtsimthadtazçıtsimthadbürün(es)tazçıtsimthadtazçıtsimthadbürün(es) Tazçıtsimthadtazçıtsimthadbürün. Böyle bir şeydi simit melodisi.

Kimse konuşmuyordu. Akbil melodisi (dırt dııt ya da akbil yoksa dıırı dıt, dıırı dıt) ve yanaşan vapurun melodisi (?) vardı sadece. Yok hayır, ses yok diye sinsice bekleyen insanlar falan değildik. Bir gerginlik ambiansını ancak ben burada kağıt üzerinde yaratabilirim. Çünkü yok öyle bir şey orada. Sahte bir hikayet ruh hali yaratmayalım şimdi burada…Françeskanın geniş baldırları vardı, her sabah giydiği kareli kumaş pantolonunun, dolgun baldırlarını biraz toparladığı ve daha hoş bir kadın kalça, baldır bacağı yarattığı kesindi.

Kapılar açıldı. Zaten kapının önünde yığılmış sürü fırladı hemen. O an yine içime, köşe kapmaca korkusu geldi. Cam kenarında yer kalmış mıydı? Varsa hangi kenardı? Ters yöndeki mi düz yöndeki mi? Çıktığımda, alt katta asla oturmam, boş yerler vardı oldukça. İki tarafı da boş bir cam kenarı buldum ve oturmadan ayakta geniş hareketler yaparak vapurun hareketlenip yönünü belirlemesini bekledim, ki böylece düz istikamette oturaydım.

Oturdum. Herkes oturdu. Çıt yoktu. Sabah sabah herkes işe giderken anlaşmış gibi çıt çıkarmıyorduk. Bu anlaşmış gibiyi de sadece burada beyaz kağıtlar üstünde duyabilirsiniz, hikaye böyle bir şey. Anlaşmalar beyaz kağıt üzerindedir her zaman. Françeska nerdeydi bilmiyordum. Boynuna sıkıca sarılı fransız şalını kesin çıkarmıştı. Fransız boynu sanırım.

Ses çıkartanı sıçırtırdım. Sabah sabah işe gitmeden, hele böyle bir consensus ortamında götünden ateşlemeli konuşan iki enerjik arkadaş da yokken sıçırtırdım, elle-est où?

Vapur ilerledi. Bir cep telefonu melodisi çaldı. Ve böylece yüksek melodili bir kişi işine başladı: “Borsa kağıtlarını…Abi müşteri dekontu getirmeyene kadar biz muhattap olmayalım…Abi…” Adamın bu cevap melodisiyle beraber, o an herkes de işine başladı. Bir telefon melodisi daha çaldı sonra. Bir kadın da ona melodi verdi.

….

Merhaba, ben sabahları vapurda herkes susarken bir anda bir cep telefonunu çaldıran adamım. Bunun için tabi ki her sabah sizden çok önce uyanırım. Hani o yüz elli kilo makyajı yapıp şıkıdım şıkıdım işe giden kadınlar gibi. Ama kadın değilim. Ha makyaj da yapmam, onu soruyorsanız, eved teğil mi günümüzde artık kadın değilim bilgisi, makyaj yapmama bilgisini kendiliğinden getirmiyor. Sabah erkenden kalkarım, o kadar erken ki, siz uyandığınızı sanıp vapura gidip de hala uyanmamışken, siz hala omurilikten hareket ediyorken, ben omurilik safhasına çoktan geçmiş, günümün ilk yüksek sesli melodisini çoktan çıkarmış, bir başkasıyla yüksek melodili konuşabilecek kıvama gelmiş olup telefon edip iş üzerine meselelerden bahsedebiliyorum. Sizin bunu yapabilmeniz için daha nerden baksanız bir saat varken, bana ne, benim için hayat çoktan başlamış oluyor. Melodim yüksek çıkar benim, inanmazsınız. Ben kim miyim? Ne önemi var, ben vapurda cep telefonu melodisini çaldırtan adamım. Sizi çıldırtan adamam. Hah ha haa ha! Hah ha haa ha! Hah ha haa ha! Hah ha haa ha! Hah ha ha…

Senin götünü sikerim yavşak osman.

Leave a Reply