ev-kaz
March 4, 2009
Enkaz altında kaldım ben. Bir actım gozlerimi nefes alıyorum. Sonra sadece nefes aldım. Yapabildigim baksa hicbir sey yoktu. O an neler gecer aklınızdan? Sizce ne gecer? cevap vermiyeyim. Sadece nefes aldım! Ve bekledim! Aslında beklemedim. Yani başka yapabilecegim bir sey yoktu ki. Beklemek bir tercihtir cunku. Gitmezsin de beklersin, gidebilecekken gitmezsin. Benimki beklemek degildi. Benimki cıkışsızlıktı. Ve o zaman dusunursun, Allahım dersin, dualar edersin! Belki de etmezsin bilmiyorum aslında.
Orası benim evimdi. Sonra mezar! Ama hayır, bu iste bir terslik var! İnsan kendi mezarında olumu beklemezki. Tam tersi, mezarı onun ölmesini bekler. Ve bir deprem enkazına hala evim muamelesi yapılmaz ki. Tuvaleti mutfağı kullanılmaya çalısılmaz ki. Enkaz da mezarlıktır nihayetinde. Orada bir terslik vardı. Ölümü bekliyordum resmen mezarımda ama işte beklemek degil o. Ama iste yine de bir yandan insan evinde hissediyo kendini biliyor musunuz? Kendi evim orası, kendi evimin duvarlarımın esyalarımın altındayım. İnsanın çıkışsızlığı kendi evi gibi olunca, sanki orada yaşıyormuş gibi hissediyor, sanki o kendi tercihiymis gibi, sanki orada ölebilirmis gibi.
Neyse beyler, diyeceğim o ki, enkaz bu beyler. Enkaz, duygusal enkaz, düşünsel enkaz. Düşünmeliyiz. Ve bu vanti de öylece bekliyor beyler. Ve biz düşünürüz ve o da döner bence yani. Düşünmeliyiz ve bu enkazdan çıkmalıyız beyler. Hep beraber. Bir donmesine bakar. Cunku o zaman… Biz de o da eyleme gecmis oluruz. Tek yapabildigimiz bu enkaz altında dusunmek ve hic bir ise yaramiyor mu beyler… Oylece hareketsiz kabullenemeyiz. Burası şu an evimiz degil beyler, mezarımız. Böyle resmen duruyoruz. Ama düşünerek döndürebiliriz belki de neden olmasın ve o zaman. Bir dusunsenize ya of. Muthis bisi degil mi ya! O zaman… yani bir donse… Yani o zaman burası evimiz olur işte. Yani ve sonra bu ev basımıza yıkılsa bile… dusunuruz ve altından kalkarız… Kalkamaz mıyız beyler! Beklediğimizi sanmayalım beyler! Beklemiyoruz! Gitmek isteyen gitsin isterse! Ama yok oyle bisi! O yuzden dusunmeliyiz beyler. Ve doner yani! Bir ihtimal daha var o da dönmek mi dersin! Olay bu!
muavin muavin muavin muain
March 2, 2009
Bilemiyorum… Yani bir şeyi 40 kere söyleyince olurmuş. Ama daha 6 ya da 7 de kelimenin anlamını kaybediyorum… Koyun gibi değil ki bunlar… Koyun saymıyorum ki… Her 40 kelime de kendinden bir şey kaybetmemeli bence. 40 kere maşallah. Bilmiyorum. Çok zor ya bu is. Her an kelimenin anlamını kaybediyorum ben. Anlamadığım bir şey daha var. Mesela gecen uzun yoldaydım. Camdan dışarı bakıyorum. Karlı kurak tepecikler. Bakıyorum ve kendimi filozof gibi hissediyorum. Onlar bakarken böyle güzel cümleler kurmam gerekiyor gibi geliyor. Bilmiyorum. Gecen yoldaydım. Otobüsle şehirlerarası yolculuk. İçerisi sıcak oldu baya. Havalandırmayı açayım dedim. Çalışmadı. Ben de yanındaki muavin düğmesine bastım çalıştı, sonra muavin geldi. O denedi, o da çalıştıramadı havalandırmayı. Meğersem yanındaki düğme de çalışmıyormuş yani, capito. Dedim bu nasıl iş kardeşim. Şöförü çağır konusucam dedim. Dedi olur mu abi, otobusu kim kullanacak. Muavine dedim, sana düğme koyacağına kadar, bu çalışsaydı, sana da gerek kalmazdı. Sonra dedi, abi sana çay servisini kim yapacak. Şunu çalıştırabilseler, bir düğme de çay da koyulur aslında dedim. Dedi abi, o zaman bir düğmede şoföre koysunlar bari, otobüs kendi kendine gitsin. Dedim keşke! Abi seni dedi koridor kenarına alalım, sen yola daldın herhalde çok, dedi. Sonra ben bir şüphelendim muavinden. Bu mu bozdu acaba havalandırma düğmesini diye. Düğmesi var, ama bir boka yaramıyor çünkü, geliyor asıl düğmeyi çalıştıramıyor. Yani muavin gelmese de olur, bir şey değişmiyor. Gelmese de olur falan derken! Bir an! Yola bakarken! Acayip bir şüphe kapladı. Dedim acaba hakkaten gelmedi mi muavin! Bir daha bastım düğmeye. Dikkatlice bekledim. Gelmedi. Sonra dedim bu şoförü çağırmak istemedi, acaba şoförde mi yok ulan, aracı kim kullanıyor be dedim. Hakaten yoksa o sofor düğmesi icad mı oldu dedim. Ama o icad edildiyse, cay dugmesinin de icad edilmesi lazım dedim, ondan once zaten havalandırmanın calısması gerekirdi dedim. Bastım tekrar havalandırmaya, yok calısmıyor. Muavin dugmesine bastım! Hayır basmadım! Cunku öyle bir dügme yok! Evet! Yok! Korktum, bisiler oldugu belliydi. O an dedim koridor tarafa geceyim hakaten! Hem muavinle sofore de bakarım. Gectim ki muavin yok ki zaten yoktu kanımca da. Ama asıl önemlisi! Sofor de yoktu. Bisi vardı orada ama sofor degildi., baksa bisi. O an bi yutkundum. Koridorda ayaga kalktım. Bir baktım hiç bir yolcu yok. İleri dogru gittim, ne var orda sofor yerine diye. Bir gittim ki! Vanti! Sofor koltugunda! Sonra on camdan baktım. Baktım hic bir yere gitmiyorum, oldugum yerde duruyorum. Sonra bir baktım otobus falan da yok, sadece 4 tane koltuk var. Ulan evdeymisim, oyle dalmısım, buradan oyle kendi kendime dusunuyomusum ya. Neyse yani bu vesileyle kusura bakmayın beyler. Kendimi verememisim. Bi an dalmısım, vantiyi dusunememisim. baska seyler dusunmusum. Kusura kalmayın. Ama dusunelim. Devam. Bence doner. Ve yani dusunsenize iste, dusundum, dondü ve hani iste, o zaman, otobusu dusunurum, o da gider be abi! Gitmez mi? Bence to be!